Çoğul yaşam biçimleri

Aile, yüksek değer verilen bir yapı; şimdilerde çok sayıda baba da “anne-baba dönemi”nden yararlanıyor
Aile, yüksek değer verilen bir yapı; şimdilerde çok sayıda baba da “anne-baba dönemi”nden yararlanıyor Sean Gallup/Getty Images
Birlikte yaşamın yeni biçimleri Alman toplumunda öne çıkıyor. İş ve aile yaşamı arası uyum destekleniyor.

21. Yüzyılın bireyselleşmiş ve son derece mobil dünyasında dahi aile kurumu merkezi konumunu koruyor. Yaklaşık her on Alman’dan neredeyse sekizi en önemli toplumsal kurum ve hayatlarındaki en belirleyici ilişkilere sahip oldukları insan grubu olarak aileyi görüyor. Aynı zamanda tipik bir ailenin neye benzemesi gerektiğine ilişkin anlayış da değişimden geçiyor. Günümüzde Alman nüfusunun yalnızca yarısı yaşamını aile içerisinde sürdürüyor. Geleneksel aile formu giderek azalma eğilimi gösterse de reşit olmayan çocuklarıyla yaşayan evli çiftler 2016 yılında neredeyse yüzde 70’le en sık rastlanan aile formuydu. Resmi yeni evliliklerin sayısı son dönemde hafif yükseliş gösterdi, 2016 yılındaki rakam 410.000’di. Almanya’da evliliklerin üçte birinden biraz fazlası boşanmayla sonuçlanıyor. 2016 yılında biten evliliklerin ortalama süresi 15 yıl, 2015’te Alman ve yabancılar arasında gerçekleşen evliliklerin sayısıysa yaklaşık 46.000 oldu.

picture alliance/Christian Ohde

Resmi nikah olmayan birlikteliklere sahip çocuklu çiftlerin sayısı hızlı bir artış gösteriyor. Toplam 11,6 milyon aile içinde bu ailelerin payı 1996-2013 yılları arasında iki katına çıktı; neredeyse çocuklu her on çiftten biri evli değil. Sadece anne veya babanın olduğu aileler de büyüyen bir aile formu. Çocuğunu yalnız yetiştirenler günümüzde çocuklu ailelerin beşte birini oluşturuyor: Çocuğunu yalnız yetiştiren 2,7 milyon kişinin neredeyse onda dokuzunu kadınlar oluşturuyor. Bu durumdaki anne veya babalar ­sıklıkla yoksulluk tehlikesiyle karşı karşıya ve bunların yarıdan fazlası devletten yardım ­alıyor.

Eşcinsel birliktelikler de giderek önem kazanan yaşam biçimleri arasında yer alıyor. Almanya’da 2015 yılında 94.000 eşcinsel çift aynı evi paylaşıyordu; yarıdan fazlasıysa on yılı aşkın süredir. Bu çiftlerden yaklaşık 43.000’i 2001 yılından 
bu yana eşcinsel çiftlere birlikteliklerini yasal güvence altına almak üzere yapılan düzenleme çerçevesinde birlikteliklerini kayıt altına ­almış durumda. 2017’de Federal Meclis “Herkes için evlilik” adlı düzenlemeyi çıkardı. Böylece eşcinsel çiftler tam anlamıyla evlilik yapma hakkı kazandı, böylece sözgelimi evlatlık da edinebilecekler.

Bir yandan birlikte yaşamanın yeni biçimleri ortaya çıkarken bir yandan da yalnız yaşayan insanların sayısı artıyor. Almanya’daki hanelerin yüzde 41’i tek kişilik. Bu gelişme, demografik değişimle birlikte yalnız yaşayan yaşlı insanların sayısının artmasıyla ve giderek artan sayıda genç insanın yalnız yaşamayı tercih etmesiyle bağlantılı.

Anne-baba teşvikleriyle ailenin amaca uygun desteklenmesi

Aile içi yapılarda da ciddi değişimler gerçekleşiyor. Anne babalar ve çocuklar arasındaki kuşaklar arası iletişim büyük ölçüde düzgün işliyor ve genellikle geleneksel ve otoriter çocuk yetiştirme yöntemleri yerine anlaşma, sevgi, destek ve kendi ayakları üzerinde durabilen çocuklar yetiştirme hedefi doğrultusunda şekilleniyor. Çalışan annelerin sayısı yüzde 66’ya yükseldi (2006’da bu oran yüzde 61’di). Çalışan kadınların yüzde 70’i yarı zamanlı çalışırken, bu durumdakilerin büyük çoğunluğunu okul yaşına gelmemiş çocukların anneleri oluşturuyor; çalışan babalardaysa bu oran yalnızca yüzde beş. 2014 yılında Almanya’da çalışan kadın oranı Avrupa Birliği genel ortalamasının belirgin şekilde üstüne çıkarak (AB’de bu oran yüzde 68,5) yüzde 74’e ulaştı ve Avrupa’daki en yüksek ikinci orana ulaştı.

2007 yılında yürürlüğe giren “anne-baba dönemi” adlı düzenleme, aile kurmayı ve mesleki ilerlemeyi bir arada yürütmeyi kolaylaştırıyor. Çiftler bu dönem içinde üç yıla kadar işlerini askıya alabiliyorlar. Geçimleri için devletten 14 aya kadar (en az 300, en fazla 1.800 Avro olmak üzere) kayıtlarda yer alan son net gelirlerinin yüzde 67’sine denk gelecek düzeyde “anne-baba parası” alabiliyorlar.

Almanların yüzde 75’i anne-baba parasını olumlu bir düzenleme olarak görürken uygun durumdaki ailelerin tamamına yakını bu seçenekten faydalanıyor. Öte yandan her beş babadan dördü yalnızca asgari süre olan iki ay boyunca işe ara veriyor. Doğumdan sonra işe uzun süre verenler hala ağırlıklı olarak kadınlar. 2015 yılında eklenen yeni anne-baba parası sayesinde iş yaşamına daha erken dönüş daha cazip hale geldi. Yarı zamanlı çalışma kararı vermiş olan anne babalar bu sayede 28 aya kadar uzayabilen bir finansal destek alabiliyorlar.

1 Ağustos 2013’ten bu yana bir yaşını dolduran her çocuk yasal olarak anaokulu ve kreşlerde bakım hakkına sahip. Günümüzde üç yaşın altındaki her üç çocuktan biri (2017 itibariyle 763.000 çocuk) Almanya’daki 55.000 çocuk bakım merkezinden ya da bireysel işletme niteliğindeki 44.000 bakıcı annenin hizmetinden yararlanıyor. 2006 yılından bu yana üç yaş altına yönelik bakım kontenjanı iki katını geçti.

Anne-baba dönemi ve anne-baba parasının yanısıra bebeklere ve okul öncesi yaştaki çocuklara yönelik bakım olanaklarının iyileştirilmesiyle, kadınlar için anayasanın gereği olan eşitlik hakkının sağlanması için gerekli koşullarda ilerleme kaydedildi. Genç kadınlar eğitim alanında genç erkekleri yakalamaktan da öte, kimi alanlarda onları geçti (2017 yılında üniversiteye başlama yeterliliğine sahip kadınların oranı yüzde 53,1, 2016 yılında yükseköğrenime başlayanlar içinde kadınların oranıysa yüzde 50,5’ti). Fakat cinsiyetler arasında gelir eşitsizliği ve kariyer fırsatlarındaki farklılıklar devam ediyor: Tam zamanlı çalışan kadınlar erkek meslektaşlarının kazancının ortalama yalnızca yüzde 79’unu kazanıyor. Kadınlar yönetim kademelerinde de kendilerine hala yeterince yer bulamıyorlar. Bugün DAX borsasına kayıtlı firmaların yönetim kurullarındaki yedi sandalyeden birinde kadınlar oturuyor.

2015 yılında kadın ve erkeklerin kamu sektöründe ve özel sektörde yönetim kademelerinde eşit katılım hakkının sağlanmasına yönelik yasa yürürlüğe girdi. Bu yasanın getirdiği bir düzenleme de halka açık şirketlerin denetleme kurullarında en az yüzde 30’luk kadın kotası uygulanması. Federal Hükümet ayrıca 2018 koa­lisyon protokolünde, kamu yönetimi pozisyonlarında kadınların ve erkeklerin eşit haklarla yer almasını 2025’e kadar sağlama hedefine yer verdi. Son seçimde kadınların Federal Meclis’teki oranları tekrar düştü: Günümüzde bu oran yüzde 30,9. Öte yandan 1983’e kadar kadın vekillerin oranı yüzde 10’un altındaydı.

Önemli bir toplumsal görev: 
Engellilerin ­topluma katılımı

Federal Yönetim engelli insanlar için de fırsat eşitliği sağlamayı hedefliyor. Hedef engellilerin de dahil edildiği ve her yere erişebildikleri, okullarda, iş yaşamında, boş zaman aktivitelerinde yer alabildkleri bir toplum. Bunun için önkoşulsa engelsiz bir dünya; binalardaki, sokaklardaki ve yollardaki engeller kadar istihdam piyasasına erişim gibi sosyal engellerin de ortadan kaldırılması gerekiyor. Almanya 2007 yılında Birleşmiş Milletler’in Engelli Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ilk devletlerden biri oldu. Bu sözleşmenin koşullarının hayata geçirilmesi için ulusal bir eylem planı oluşturuldu. Eylem planının getirdiği düzenlemeler arasında ağır engelli gençlerin yoğun şekilde iş yaşamına hazırlanmaları da yer alıyor. Bu eylem planının yanısıra 2017’de federal düzeyde geçerli Katılım Yasası çıkarıldı.

İhtiyaçları ve potansiyelleri Federal Yönetim tarafından ayrıca dikkate alınan bir diğer insan topluluğuysa yaşlılar. Almanya’da beş kişiden birinden fazlası 65 yaş ve üstü grupta. Bu insanların deneyim zenginlikleri toplum için bir kazanç olarak görülüyor. Yaşlı insanların yaşam biçimleri de çeşitlendi ve değişti. Günümüzde yaşlılar eskiye kıyasla genel olarak çok daha aktifler. Pek çok örnekte hala iş dünyasının birer parçası olabiliyorlar. Farklı kuşaklardan insanların buluşma merkezi olarak kurulan 540 çok kuşaklı merkez, yaşlılar ve gençler arasında yakın ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunuyor.

Related content